|
Anayasa yapım süreci devam ediyor. Şimdiye kadarki anayasalarda belirleyici, her şeyi tanımlayıcı bir konumda olan devlet bu defa nasıl hareket etmeli? Yeni anayasa ve sonrasındaki iş kanunu düzenlemelerinde nelere dikkat edilmeli? Konuyla ilgili farklı tarafların, Yeni Anayasa Platformu’ndan Hukukçu Mehmet Uçum, Hak-İş’ten Mustafa Paçal ve Peryön’den Yiğit Oğuz Duman’ın görüşlerini aldık. İşte bazı kritik konu başlıklarıyla ilgili önerileri...
Nasıl yazılmalı: Kuralları koyma sürecinde, o kuralların doğrudan etkilediği taraflar sadece danışılan pozisyonda olmamalı. Söz sahibi olmalı, etkili ve yetkili kılınmalı.
Örgütlenme ve iş barışı: Türkiye’de istihdam edilen 24 milyon kişi var. Bunların gerçek anlamda sendikalılıktan faydalanma oranı yüzde 3’ü bulmuyor (800 bin kişi). Avrupa’da toplu sözleşmeden yararlanma oranı ise yüzde 80-100 arasında değişiyor. İsveç’te yüzde 120’ye kadar varır. Bunun sebebi bu ülkelerde bir çalışanın 2 veya 3 toplu sözleşmeden aynı anda yararlanma imkanına sahip olması.
Türkiye’de bugüne kadar devletin her şeyi tanımlamaya çalıştığı, kontrol ve idare ettiği anayasalar ve yasal düzenlemeler sözkonusu. Sendikal hakların kullanımıyla ilgili engeller kaldırılmalı, çalışanın örgütlenme konusunda seçenekleri ve seçme özgürlüğü olmalı. Örgütlenmeye esneklik getirilmeli. Devletin görevi işverenleri, çalışanları kontrol etmek değil, onların süreçlerini kolaylaştırmak olmalı ve anayasada böyle tanımlanmalı.
Görüştüğümüz uzmanlar bu kez her şeyi tanımlamak yerine anayasada çerçevenin, ana hatların çizilmesi, hak ve özgürlüklerin teminat altına alınması gerektiği konusunda birleşiyor. Detayların yasal düzenlemelerle belirlenebileceğini söylüyorlar. Yiğit Duman ve Mehmet Uçum, aynı zamanda çalışma yaşamının aktörlerine de bu konuda özgürlük tanınmalı” diyor. Mustafa Paçal ise iş barışının kişisel iradeye bırakılamayacağını savunuyor.
Sendikaların yanısıra çalışma hayatında önemli bir yere sahip odalar ile ilgili olarak da değişiklikler isteniyor. Avukat Mehmet Uçum, odalar ve borsalar birliklerinin, meslek odalarının yani kanunda “kamu niteliğindeki meslek kuruluşu” olarak geçen örgütlerin yapılarının değişmesi gerektiğini, bunların devletin kontrolünden çıkması gerektiğini vurguluyor.
İstihdam: İş hayatının en önemli problemlerinden birisi kayıt dışı istihdam. İstihdamı kayıt altına alacak bir düzenleme gerekiyor. Kadın ve genç istihdamını artırıcı düzenleme olarak esnek çalışma modellerinin ana hatlarıyla bellirlenmesi gerekli.
SENDİKAL HAKLARDA KARA LİSTEDEYİZ
Mustafa Paçal, Hak-İş Genel Sekreter Yardımcısı, Öz Gıda-İş Başkan Yardımcısı
“Bugün Türkiye sendikal haklar bakımından gerek anayasal gerek yapılan düzenlemelerle hala Euro’nun kara listesi denilen pozisyonda bekletiliyor.” Örgütlenmeye vurgu yapan sendika yöneticisi, devletin sendikal hakların yanısıra, sosyal güvenlik, sosyal koruma, eğitim, sağlık gibi temel hakları teminat altına alması gerektiğini söylüyor.
İK DA DEĞİŞECEK
Mustafa Paçal, üretim altyapı politikaları değiştikçe bunun İK politikalarına da yansıyacağını vurguluyor: “İK stratejilerinin içinde çalışanların örgütlenmesi gibi bir yaklaşım kurulması lazım. Bu konu, İK’nın politikası içinde kendine daha haklı bir yer bulmalı. İK ve sendika birbirini ortak gören, birbiriyle diyalogla işbirliği içinde olan yeni bir strateji geliştirmeleri lazım. Tabi yeni anayasa ister istemez işletmenin hepsinde örgütleşme hakkını getirdikçe bu sefer sendikalı bir işletmenin İK’sıyla sendikasız bir işletmenin İK’sı arasındaki farkı görmek lazım. Ona uygun yeni yaklaşımlar, endüstriyel ilişkiler geliştirmek lazım. Sendika olan bir işyerindeki çalışanların aidiyeti, pazarlık yaparak haklarını elde etmesi ve sosyal haklara sahibi olması, iş barışı yaratır ve çalışanı verimli kılar; bu da işverenin maliyet olarak baktığı şeyi geçer.”
İŞ BARIŞI KİŞİYE BIRAKILMAMALI
Hak-İş Genel Sekreter Yardımcısı, iş barışının kişinin iradesine bırakılamayacağını da ekliyor ve o nedenle farklı bir sendikal anlayışın olması gerektiğini söylüyor: “İşletmeyi ortak görüp oranın verimliliğinden sorumlu, kârlılığının artmasından sorumlu, daha iyi çalışma koşullarının sağlanmasından sorumlu bir sendikal anlayış olmalı”. Paçal, örnek anayasa olarak Polonya ve İspanya’nın bize uygun olduğunu söylüyor.
İŞBİRLİĞİ KÜLTÜRÜNE GEÇİŞ OLUR
Avukat Mehmet Uçum, Yeni Anayasa Platformu
Uçum, çalışma yaşamıyla ilgili iki konu üzerinde yoğunlaşıyor: Sendikal örgütlerin ve meslek odaların yapısının değişmesi ve devlet yönetiminden çıkması. Hukukçu şöyle diyor: “Çalışma hayatındaki herkese seçenek çokluğu ve seçme özgürlüğü verildiği takdirde toplumsal dinamikler hayata geçebilir. İşverenin, işçiyi ve sendikasını düşman gördüğü kültürden işbirliği kültürüne geçiş olur. Seçim özgürlüğü ve çokluğu olursa işçinin işverenle işbirliği yapmasının imkanları artabilir. Aynı şey diğer aktörler için de geçerli.”
İK’YA ÖZGÜRLÜK VE YARATICILIK VERİLMELİ
Mehmet Uçum, hukuk kurallarının İK’ya yaratıcılık imkanı veren uygulamalar olması gerektiğini söylüyor: “Çok ayrıntılı düzenlemelere yer verilebilir ama İş Kanunu aynı zamanda her işletmenin kendine özgü, asgari standartların altında kalmayan hukuku üretmesine de izin vermeli. Böyle bir hukuk üretim sürecinde insan kaynakları merkezde yer alır. Örneğin çalışanlarla birlikte çalışma düzeni belirliyorsanız bu çalışma düzenini uygulama imkanına sahip olmanız lazım. Onların hakkının ihlal edilmeyeceği bir çalışma düzenini kabul etmişseniz, sırf bu İş Kanunu’na aykırı diye engellenmemeli. Yasalarda asgari standartlar belirlenebilir (asgari ücret,asgari çalışma süresi, tatil hakkı vs), ama işin düzenlenmesi konusunda, bu asgari standartlara aykırı düşmemek kaydıyla her türlü esnekliği, sözleşme esnekliği verebilecek çerçeve düzenlemeler yapılabilir. Daha özgürlükçü, daha esnek, aynı zamanda çalışan haklarındaki standardı da gözeten bir yaklaşım... Bu da ancak yeni anayasadan sonra, ilgili düzenlemelerde gündeme gelebilir.”
SÖZLEŞME YAPMA ÖZGÜRLÜĞÜ OLMALI
Yiğit Oğuz Duman, Peryön Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı
Anahatların çizildikten sonra gerisinin taraflara bırakılabileceği üzerinde duran Yiğit Duman şöyle devam ediyor: “Devletin, “düzenlemek”ten çok, ana kuralları koyacağı bir anayasa olmasını bekliyoruz. Devletin her şeyi tanımlamaya çalışmaktan vazgeçtiği, ana çerçeveyi çizdiği, sözleşme yapma özgürlüğüne saygı duyduğu, o alanı iş odağına bıraktığı bir anayasal düzen bekliyoruz. Ona göre kritik konular şöyle:
İstihdamı güçlendirme çalışmaları yapılmalı: “İstihdamı kayıt altına alacak bir düzenleme gerekiyor. Dışardakilerin mağdur olduğu, içerdekilerin hiçbir güvencelerinin olmadığı bir ortamda yaşıyoruz. Esnek çalışma modellerine vurgu yapılmalı. Mevcut uygulamalar yasalaştırılmalı. Kolaylaştırıcı ve kalıcı olmalı. Farklı modellerle kadınların çalışma hayatında olması mümkün olur. Gençlerin de iş hayatına alışması sağlanabilir. Şurası önemli, devlet her türlü çalışma modelini tanımlamaya çalışıtığı zaman bir model dışarıda kalabiliyor ve yaptığınız şey yasadışı oluyor. İşin çerçevesini çizmesini, geri kalanını işçi-işveren tarafına bırakması lazım.”
Özel istihdam bürolarıyla ilgili yetkilendirme yapılmalı: “İstihdam sağlama konusunda, geçici işçi ilişkileri kurma/ kurdurma konusunda yetkileri yok. Halbuki birçok şirket dışkaynakla bu istihdam bürolarını kullanıyor. Bunu yasal düzene oturtmak lazım.”
Kıdem tazminatı son şeklini alacak: “Bir model yavaş yavaş ortaya çıkıyor, yasada onun da yerini bulacağını düşünüyorum.”
Sendikal haklar ve toplu sözleşme yetkileri düzenlenmeli: “İnsanların sendikalara, sendikaların işverene daha yakın olmasını sağlayacak, daha şeffaf bir ortam sağlayacak düzenlemeler yapılması gerekiyor.”
Etiketler: makaleler, yeni anayasa, yeni anayasa hakkında görüşler, anayasa ile ilgili görüşler, mustafa paçal, Mehmet Uçum, Yiğit Oğuz Duman
Kaynak: www.yenibiris.com